Tim Burton

Tim Burton’ın Karanlık Dünyası – Amerika Birleşik Devletleri’nde küçük bir taşra kasabasında yaşayan Bill ve Jean Burton ailesinin 1958 yılında bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Ailenin ilk çocuğu olan bu bebeğe Timothy William adı verilir. Sessiz bir çocuk olan Tim biraz büyüyünce karikatür çizmek veya film izlemek gibi kendisinden pek beklenmeyen hobilere sahip olduğu ortaya çıkar. Tim’in ailesiyle birlikte yaşadığı California’daki Burbank kasabası zaten film ve televizyon stüdyolarıyla dolu olduğundan film meraklısı olmasına çok şaşırmamak gerek ama…

Yaşadığı ev bir mezarlığa komşu olan küçük Tim korku filmleri hayranıdır. Tim’in en sevdiği filmler ise yönetmen Roger Corman’ın Edgar Allen Poe’dan yaptığı sinema uyarlamalarıdır ve bu filmlerin başrol oyuncusu Vincent Price’a hayrandır. Biraz da koşulları zorlayarak, elindeki amatör video kamera ile kısa film denemeleri de yapar. Lise sonrasında yeteneği sayesinde bir burs kazanarak California Sanat Enstitüsü’ne devam eder. Bu okulun kurucusu Walt Disney’dir ve mezunları çoğunlukla Disney Stüdyoları’nda çalışmaktadır. Tim Burton için de bir değişiklik olmaz ve enstitüden mezun olduktan sonra Disney Stüdyoları’nda animatör olarak işe başlar.

Sıradışı Bir Yönetmenin Doğuşu

Sevdiği konuda yeteneği olan ve çok küçük yaşta başarıyla tanışan şanslı kişilerden olan Tim Burton’un Disney Stüdyoları’nda da yenıden keşfedilir. Kendisine daha 24 yaşındayken eskiden beri hayranı olduğu Vincent Price hakkında yarı belgesel bir kısa film hazırlaması şansı verilir. Küçük bir çocuğun kendisine Price’ı örnek almasını anlatan (bu öyküyü bir yerden biliyoruz değil mi?) bu beş dakikalık siyah-beyaz animasyonun seslendirmesini de Vincent Price’ın kendisi yapar.

Böylece bir hayaline kavuşan Tim Burton’un sonraki filmleri bir Frankenstein uyarlaması olan “Frankenweenie”, daha sonra da “Pee-wee’nin Büyük Macerası” olur. Bu animasyonlardan birincisi çocuklar için sakıncalı bulunup gösterime girmesi yasaklanır. Diğeri ise bir sürpriz yapar büyük başarı kazanır. Filmin senaryosu ünlü İtalyan yönetmen Vittorio de Sica’nın başyapıtı “Bisiklet Hırsızları” filminden esinlenerek yazılmıştır, kahramanımız Pee-wee, bisikletinin çalınmasından sonra bütün ABD’de maceralı bir biçimde bunu arar. Bu film yeni ve sıradışı bir yönetmenin doğuşunu gösteriyordu fakat geniş kitlelerin Tim Burton’ı tanıması üç yıl daha sonra oldu.

1988 yılında Tim Burton ilk gerçek filmi olarak yarı gerçek, yarı animasyon türünde olan Beterböcek (Beetlejuice) piyasaya çıkar ve sinema dünyası böylece en karamsar yönetmenle tanışmış olur. Bu filmin konusu, trafik kazasında ölmüş ve kendi evlerine hayalet olarak hapsolmuş yeni evli bir çiftin huzurunun evin yeni sahipleri tarafından bozulması ve haşarı bir hayalet olan Beterböcek’ten yardım istemesiydi. Beterböcek rolündeki Michael Keaton’un olağandışı oyunu ile bu film gişelerde çok iyi iş yaptı ve Tim Burton ismi bütün dünyada duyuldu. Beterböcek makyaj dalında Oscar alarak Burton’ın ilk önemli ve ödüllü filmi oldu.

Burton bu filmle yakaladığı başarıyı kendi türünde bir başyapıt olarak kabul edilen Batman filmi ile devam ettirdi. 1989’da gösterime giren bu film Burton’a set dekorasyonu ve sanat yönetmenliği dalında bir Oscar daha kazandırdı. Bu film ünlü çizgi roman karakteri Batman yani Yarasa Adam’ın yaşamını anlatıyordu. Eleştirmenler tarafından en iyi süper kahraman filmlerinden biri kabul edilen bu filmin konusundan fazla bahsetmeye gerek yok sanırım, çünkü Yarasa Adam kıyafeti, otomobili ve oyuncaklarıyla yaşamımıza iyice girmiş durumda.

Burton 1990 yılında otobiyografik özellikler taşıyan Makas Eller (Edward Scissorhands) filmini yönetti. Başrolde Johnny Depp oynuyordu, film kendisini yaratan bilim adamının ölmesiyle vücudunun bazı kısımları yarım kalan bir çocuğun öyküsünü trajikomik biçimde anlatıyordu. Böylece Tim Burton daha sonra birçok filminde başrol vereceği Johnny Depp ile ilk defa çalışmış oluyordu.

Burton 1992 yılında ilkinden daha az başarılı bulunan devam filmi “Batman Dönüyor” (Batman Returns) filmini yönetti. Bu filmde de yarasa adam rolünde yine Michael Keaton vardı. Penguen rolünde Danny deVito ve bir sürpriz olarak Kedi Kadın rolünde Michelle Pfeifer oynuyordu. Güçlü kadrosuna rağmen önceki film kadar etkileyici olmayan bu filmden sonra Tim Burton çok popüler olmayan, Ed Wood ve Çılgın Marslılar (Mars Attacks) filmlerini yönetti. Ed Wood filmi başrolde yine Johnny Deep’in oynadığı kimilerine göre dünyanın en başarısız yönetmeni Edward Wood’un gerçek yaşamı üzerine, Marslılar filmi çok ünlü oyunculardan oluşan bir kadroya rağmen saçma denilebilecek bir senaryosu olan bir filmdi.

Bu başarısız filmlerden sonra Tim Burton tekrar en iyi bildiği bir konuya yani karanlıklar dünyasına döndü. Amerika Birleşik Devletlerinde halk arasında anlatılan bir öykü olan başsız bir süvarinin maceralarını içeren Hayalet Süvari (Sleepy Hollow) filmini çekti. Bu filmde rolleri Johnny Depp, Christina Ricci ve Casper Van Dien paylaşıyordu. 18. yüzyılda geçen değişik bir polisiye diyebileceğimiz bu film artık iyi tanınmaya başlayan Tim Burton’a set dekorasyonu ve sanat yönetmenliği dalında bir Oscar daha kazandırdı. Bundan sonra Tim Burton bir tekrar çekim olan Maymunlar Cehennemi (Planet of the Apes) filmini bitirdi. Bu filmde başrolde o günlerde pek tanınmayan bir aktör olan Mark Wahlberg oynadı ve ilk yapımda Charlton Heston’ın oynadığı bu rolde pek başarılı bulunmadı. Sonuçta çok iyi gişe yapan bu film için eleştirmenler ve izleyiciler ikiye bölündü, çoğu eleştirmen filmi övse de bazıları hiç beğenmedi.

Burton’ın sonraki filmi babası ile arasında iletişim sorunları olan bir oğulun babasının yaşamındaki olayları tekrar keşfetmesini anlatan Büyük Balık (Big Fish) idi. Başrolde Ewan McGregor ve Albert Finney’in oynadığı bu film yine birçok mistik öğe taşıyor olsa da kesinlikle diğer Tim Burton filmleri gibi karanlık değildi. İlgi çekici bir senaryosu olan filmde David Fincher’in ünlü Dövüş Kulübü (Fight Club) filminde Marla Singer rolünü oynayan Helena Bonham Carter yaşlı tek gözlü büyücü rolünde etkileyiciydi.

Ölü Gelin (Corpse Bride)
Ölü Gelin (Corpse Bride) filminden bir sahne

Tim Burton’un 2005 yılındaki iki filminden biri Charlie’nin Çikolata Fabrikası oldu. Başrolde Johnny Deep’in oynadığı bu filmde sahibi olduğu çikolata üretim fabrikasını yaşlandığı için devretmek isteyen Willy Wonka isimli ilginç bir karakter bir yarışma düzenler ve beş çocuk seçer. Bu çocuklardan Charlie bu fabrikadan çok etkilenir ve Wonka’nın yardımcısı olarak bu büyülü dünyaya girer. Çocukları hedeflediği anlaşılan bu filmin yanında 2005 yılında gösterime giren diğer film Ölü Gelin (Corpse Bride) “stop-motion” tekniğiyle çekilen bir animasyondu. Bu filmin senaryosunun yazarları bir Rus halk masalından esinlenmişti. Filmde bir damat adayı evlenmeden önce yemin provası yaparken sözleriyle ölü bir gelini uyandırır. Uzun süren uykusundan uyanan “ölü gelin” yanlışlıkla damat adayını beklediği kişi olduğunu düşünür.

Burton Filmleri Bir Kült Haline Geldi

“Karanlık ve sisli bir gece başlıyordu. Büyük taş binalardan oluşan kent silueti bir günün bittiğini söylüyordu. Uzun ve karanlık gizemli bir gölge sırtını duvara dönmüştü. Siyah deriden oluşan bir giysisi, uzun siyah çizmeleri vardı. Yalnızdı. Kimse adını ve ne duygular içinde olduğunu bilmiyordu. Kimse ona dikkat etmiyordu, toplum onu dışlamıştı. Hiçbir zaman onlardan biri olmayacaktı.”

Tim Burton çocukluk döneminde arkadaşlarıyla oynamak yerine Edgar Alan Poe kitapları okuyan ve korku filmleri izleyen yalnız bir çocuktu. Burton birçok filminde çocukluğundan kalan anıları ve düşüncelerini kullanır. Filmlerindeki kahramanların da bir çoğu böyle yalnız kişilerdi. Bunun filmlerindeki ilk örneği Beterböcek’ti. Bu filmde Micheal Keaton’un oynadığı Beterböcek eleştirmenlere göre Tim Burton’ın çocukluğu ile özdeşleşmiş bir karakterdi. Birilerinin kendisini çağırması, sadece ismini söylemesi için her türlü oyuna başvuran Beterböcek. Buna bir başka ve çok etkileyici örnek Makaseller filmindeki Edward Makaseller olacaktı. Ellerinde makasa benzer çıkıntılarıyla yalnız ve toplumdan soyutlanmış olarak yaşayan küçük çocuğu kaldığı terkedilmiş evde bir pazarlamacı kadın keşfediyordu.

Tim Burton filmlerinin benzerlikler sadece bunlarla kalmıyor. Burton oyuncu olarak çok sıklıkla aynı isimleri tercih ediyor, örneğin Johnny Depp ve Helena Bonham Carter, Jeffrey Jones, Paul Reubens, Michael Keaton, Winona Ryder gibi oyuncular. Tim Burton filmlerinin çoğunun müziğini aynı besteci yapıyor; Danny Elfman. Filmler bazı benzer sahneleri içeriyor, örneğin gece sakin bir biçimde yağan kar, yarı karanlık ve gölgelerle dolu sokaklar, başlangıç jeneriğinin kamera hareket halinde iken gösterimi gibi. Filmlerde anlatım sırasında geri dönüşlerle (flashback) anımsatmalar yapılması çok sık kullanılıyor.

Tim Burton filmlerinin ölümle ve öbür dünya ile barışık olması, kahramanların hayaletler veya iskeletler olsa bile sevimli olmaları diğer benzer türdeki örneklere göre sıradışı bir durum yaratıyor. Beterböcek filmini izleyip de konuyu veya oyuncuları unutan var mıdır acaba aramızda? Başka bir filmde bir kağıt külahtan kurtçuk yiyen birisini görseniz ne düşünürdünüz bilmiyoruz ama Tim Burton filmlerinde yönetmenin kendine özel yeteneği ve senaryonun özellikleri sayesinde böyle sahnelerde sadece gülümsüyorsunuz.

Önemli Tim Burton Filmleri

Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları (Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children)
2016

Büyük Gözler (Big Eyes)
2014

Alis Harikalar Diyarinda (Alice in Wonderland)
2010

Sweeney Todd: Fleet Sokaginin Seytan Berberi (Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street)
2007

Ölü Gelin (Corpse Bride)
2005

Charlie’nin Çikolata Fabrikasi (Charlie and the Chocolate Factory)
2005

Büyük Balık (Big Fish)
2003

Maymunlar Gezegeni (Planet of the Apes)
2001

Hayalet Süvari (Sleepy Hollow)
1999

Çılgın Marslılar (Mars Attacks!)
1996

Ed Wood
1994

Batman Dönüyor (Batman Returns)
1992

Makas Eller (Edward Scissorhands)
1990

Batman
1989

Beterböcek (Beetlejuice)
1988